5 Nisan 2009 Pazar

Ayet ve hadislerden dua örnekleri

Dua, dinimizde çok önemli olan bir ibadettir. Allah’a (c.c.) ihlâs ve samimiyetle yönelişimizin ifadesi olan dua, Kur’ân-ı Kerîm’deki pek çok ayette ve Hadis-i Şeriflerde zikredilerek, nasıl yapılması gerektiği hakkında mü’minler bilgilendirilmektedir. İşte bu örneklerden bazıları;

“ Ey Rabbimiz! Bizi ve îmanda bizden önce olan din kardeşlerimizi mağfiret eyle ve kalbimizde mü’minler için kin ve haset bırakma. Ey Rabbimiz! Sen çok şefkat ve çok merhamet sahibisin.” ( 59-Haşr;10 )

“ Ey Rabbimiz! Sana tevekkül ve sana teveccüh ettik. Rücû ve dönüş ancak sanadır.” ( 60- Mümtahine;4 )

“ Sen dünya ve ahrette benim dostum, yardımcı ve koruyucumsun, benim canımı Müslüman olduğum halde al ve Sâlihlere kat.” ( 12- Yunus; 101 )

“ Ey Rabbimiz, doğrusu biz bir münadi işittik. O, Rabbimize iman edin diye imana çağırıyor, biz de iman ettik. Ey Rabbimiz! Günahlarımızı mağfiret eyle. Kusurlarımızı ört ve bizi iyiler meyanında öldür. Ey Rabbimiz, resullerinin dili ile va’dettiklerini bize ver. Kıyamette bizi rüsvâ etme. Muhakkak ki sen sözünden dönmezsin.” ( 3- Âl-i İmrân; 193-194 )

“ Ey Rabbimiz eğer unuttuk veya yanıldıysak bizi mes’ul tutma. Ey Rabbimiz bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz güç getiremeyeceğimiz şeyleri bize yükleme. Bizi affet, hatalarımızı bağışla. Bize rahmet eyle. Sen Mevlâmızsın. Koruyucu ve yardımcımızsın. Kâfirlere karşı bize yardım et ve nusret ver.” ( 2- Bakara; 286 )

“ Ey Rabbimiz! Bize dünyada hasene ver, ahrette de hasene ver ve ateşin azabından bizleri koru.” ( 2- Bakara; 201 )

“ Allah’ım Seni tesbih eder ve sana hamd ederim. Senden başka ibadete layık kimse olmadığına şahadet eder, senden mağfiret diler ve sana tövbe ederim. Günah işledim, nefsime zulmettim. Sen beni affeyle. Çünkü günahları ancak sen mağfiret eylersin.” ( Nesaî, Raf’ bin Hûdeye’den )

“ Allah’ım! Helal rızkın ile beni haramdan koru ve fazlû kereminle beni başkalarına muhtaç olmaktan kurtar.” ( Tirmizî ve Hâkim, Hz. Ali’den )

“ Allah’ım! Gadabından rızana, ukubetinden afiyetine ve senden yine sana iltica ederim. Allah’ım seni hakkıyla sena etmekten acizim, sen kendini övdüğün gibisin. Allah’ım! İsminle ölüp ismini yâd ederek dirileyim. Ey göklerin, yerin ve her şeyin Rabbi ve Maliki Allah’ım! Tohumu yarıp bitkileri bitiren, ağaçlar için çekirdeği yaratan, Tevrat, İncil, Zebur ve Kur’ân-ı indiren Allah’ım! Kötülerin kötülüğünden ve bütün canlı varlıkların zararlarından sana sığınırım. Evvel sensin, senden evvel bir şey yoktur. Ahir sensin, senden sonra bir şey yoktur. Zahir sensin, senden aşikâre olan yoktur. Batın sensin, senden saklı olan yoktur. Fakirlikten beni koru ve borcumu ödeme imkânlarını bana bahşeyle. Allah’ım! Beni sen yarattın ve sen öldüreceksin. Hayatım da senin, ölüm de senindir. Öldürdüğün de, mağfiret ederek öldür, yaşatırsan beni her türlü tehlikelerden koru. Allah’ım, dünyada ve ahrette senden af ve afiyet dilerim. Ey Rabbim! Senin isminle başımı yere koydum. Sen beni mağfiret eyle. Kullarını bir araya topladığın mahşer gününde beni azabından muhafaza eyle. Allah’ım! Sana olan aşkım, ümid ve korkumdan kendimi sana teslim ettim. Yönümü sana çevirdim, umûr-i idaremi sana havale ettim. Sırtımı sana verdim, sığınılacak ancak sensin. Yardım ancak sendendir. İndirdiğin kitabına ve gönderdiğin peygamberine iman ettim.” ( Buharî, Müslim, Nesaî, Tirmizî )

Aydın AKDENİZ

Cama düşen yağmur damlaları

Gökyüzünün kesif gri renkli yağmur bulutlarıyla kararan çehresi, az sonra sökün edecek sağanak yağmurun habercisiydi sanki. Bulutlar arasında başlayan elektriklenmeler gittikçe artmış, ufukta kayıp giden sicim gibi ışık dalgaları bir süre sonra beraberinde göğü yırtan büyük ses patlamalarını getirmişti. Bir orada bir burada, bazen de hemen yanı başımızda beliren yıldırımlar korkuyla irkilmemize, hemen sığınılacak bir yer arama telaşına dönüşür. Yaşlı kadınların dillerinde okunan dua ve salâvatlar, annelerinin ardına sokulmaya çalışan korku dolu minik yüreklerin sorgulayan bakış ve endişeleri, kasvetli manzaranın etkisini büsbütün arttırır. Yaratılış kimyamızda yer alan gerçeklik, şuur altından bilincimize akseder. Dile getirilmese de bir soru belirir zihinlerde; ötelere uzanacak manevi yolculuğumuzla ilgili. Bakışlar gizler bu telaşı. Güne dair bildik konuşmaların teskin ettiği bu hissiyat, depreşeceği başka fırsatları gözetlemek üzere yatışır bu kez. Bir problem uç verir mâ sivadan kendini alabilende. Hakikat, zihnin dışta olanı okumasında mı gizli yoksa zihindeki verilerin dışa açılımında mı? Hey hât, sorunun cevabı gün gibi aşikar, tefekkürle yoğrulan basirette. Lafz-ı Celâlin nakşedildiği kalpler, ilahi aşkın süt liman koyunda yaratılışın bir, bir kanunlarını okumakta.

Cama düşen yağmur damlaları silip götürmekte toz ve kiri. Her bir damla üst üste eklenerek taşıyamadığı ağırlığın altında önce ezilmekte ve sonrada bir yolunu bularak süzülüp akmakta şeffaf zeminin sathında. Buluştukları yerde sel olup kendince meçhul bir güzergâha doğru ilerlemekte. Bu seyri seferinde kimileri için rahmet, kimilerine ise felaket getirmekte. Devri daimleri durmaksızın yinelenen bu çokluk, hayat vermek üzere kurgulanmış tek bir amaç için seferber olmuş gibi. Olgunun mekanik tekrarlarında bir intizam görülüyor fakat bu intizamda bir sıradanlıkta var. Eşyanın zorunlu itaatinde semere ancak bu kadar olsa gerek. Belli ki ilahi terennümü okumak “oku” emriyle teklif altına giren asil ruhların harcı olmalı.

Aydın AKDENİZ

Mana İkliminde Seyr'ü Sülukun,Adam da Gaflet mi Bırakır A Gönül !

Nazarın senden başkasına yönelmesinde bir taacüp, bir firkat ve bir sızıntı yürekte. Yoldan alıkonuluş, seyri sülukta bir lahza oyalanış ve hicap. Dillerin terennümünde tekdüze nakaratlar. Özlenen huzur ve sükûna
büsbütün yabancı lügatte, tatminden uzak okumalar. Kıylü kaalin jürnalinde zorlama teskinler..Tekrarlar ve tekrarlar,kararsızlıkta karar kılmak ve aczi itirafta hikmet aramak, riyanın ser hoşluğunda dile dökülen öylesi konuşmalarda bir iğreti coşku! Taşkınlık…
Zaman, ahu vahlar ile serzenişe imkân verecek sınırsız bir sermaye değil a gönül! Ahfadan kevsere uzanan gönül ırmağına dal yine dirice. İrfanın yücelttiği esrar perdesini arala usulca. Oturduğun köşede masivadan büsbütün arınarak rikkatine dön geri. Ayıp ve kusur sımsıcak bir yüreğin soğumasında, şefkatle bakan gözlerin ışıltı ve fer’ini yitirmesinde. Tedirgin olma, hayat o cilve ve edasıyla tekrar ve tekrarlar içinde koşuşturup duracak yine. Hayy olanın huzurunda huşuda durmak varken bir görüntünün peşinde oradan oraya koşuşturmak niye! Ayıp ve kusurun zilletinden yakasını kurtarmış bir gönlün müşahedesi bambaşka yakînlara muştular vermekte. Dostun dostluğuna istekli dillerin kıraatı, kupkuru gönüllere hayat iksiri olmakta. İhlas ve yakînin teslim aldığı idrakın sükutunda, bilgeliği cehle mahkum bırakan bir bambaşkalık. Mesafelerin kısalması, zamanın genişlemesi, o ilahi aşkın sekrinde gönül kuşunun zaman ve mekân sınırlarının ötesine sarkması. Pişmanlık ama nasıl! An be Ânın şu neşveden mahrumiyet içinde israfına. Korku, akıbette bir yabancı yolcu gibi dost illerinden firkatte kalışa. Gül bahçesinin ravzasından ırak etme bizleri ey Yüceler yücesi kaadiri mutlak! İlahi lafzın ile semayı müşerref kıldığın o mübarek gecenin yüzü suyu hürmetine dualarımızın kabulcüsü ol.

Aydın AKDENİZ

Dilemma

Ahh, o mana ikliminden uzak kalış var ya; bin şek ve bin şüpheyle yüzleşme zilletine mahkûmiyetin ötesinde başkaca ne kazandırdı bana Allah aşkına!…

O, aşkın sınırsız derinliğinde o ezel ve ebed olanın ta yüreğe sirayet eden kor misali ateşi, tereddüt ve şekki usulca alıp götürdüğünde, ayan beyan olan o gerçeklikte âlimi ve cahilinde tam bir ser hoşluk hali…

Ezbere bildiğim lügatin sayfalarında beni miskinliğimden arındıracak sıcaklığına ait bir iz, bir koku bulamadığımda ne olur benim şu halim!

Arayış ve sorgulamalarım bir kaçışmış senden! Senden kaçış ne mümkün, düpedüz bir yüz çeviriş bu, rızayı ilahiden, bir gaflet, bir maddi kalıba teslimiyet! Bir aymazlık hali..

O, dost nazarında, nasıl bir kemalat barınır böyle? Nasıl bir başkalık ve sıcaklık? Pervane misali, ram olmamak mümkün mü senden ona tecelli edene! Yâda o farkında mıdır acaba, o gönül ateşinde pişip düşen doğruluğun virane yüreklerdeki tahribatına? Tahribat, yalnızca şekilde a dostum! Senden gayrisinden vazgeçilende hep. Yoksa aşkının ateşinde irademe engel olan şu zincirlerin eriyip gitmesiyle ben yalnızca izzet ve itibar bulurum. Tıpkı sana olan secdelerimdeki gibi, Gurur ve şekli bir tarafa atmadıkça adamlıktan ne nasibimiz olabilir!..

Bir geri kalış mıdır bu! O’nun his ve kimyasını pişirerek elde ettiği liyakat bana ulaşılmaz bir serap mıdır! İdrak ve kavrayışım kapatamaz mı bu açığı! Varsın kazanımları kendinin olsun, gözüm yok bunda! Ama bak, simasındaki anlatıma büsbütün yabancı söyledikleri, sermayesini şurada burada sarf eden müflis bir tüccar gibi hesap kitap bilmemekte. Görüyorum ki sen ey yüceler Yücesi, hadsiz ve sınırsız bahşediyorsun lütfunu küçük bir adıma bile.

Aydın AKDENİZ

Aynanın Ötesinde Görünen

Eşkâlin bin bir kisvede vücut bulduğu o sihirli satıh,

Bilirim alıkoyamaz bir an seni yolundan.

Açlığın neden bulunmaz renge, kokuya ve tene!

Hayat iksiri hâlbuki bunların terkibinde demişken.

Şuh bir eda ile gülüşün bilgeliğine leke düşürmez mi senin!

Ve cevabın bana fısıltıyla yalnızca “ leke mi o da ne? ”

Bu bir açık kapı bırakmak iken ihtirasa,

Sen şekilden dem vurmaktasın bana hala.

Evet, şekil arzı endam eder cürümünce orada,

Nazarın, aynanın ötesine uzanmasında ise bin bir hikmet ve keramet.

Şekil ve kalıptan arınmada olmalı,

Yalnızlığa mahkûm bir nedamet.

Şekil, bana dünü ve bugünü haber verir,

O, idrakte bir ölçü bir dışa vurum ve istikrar iken

Aynanın ötesini görebilen,

Gördüğünü sandığıyla oyalanır ancak.

Aydın AKDENİZ

Mihenk Taşı

Kadim bir miras o, bize hilkati ezelde

Cana bir neşve iken perdedir tende.

İzahı her dilde olsa da ayrı,

Sen, ben yok aslında, mayamız aynı.


Göz takılır elbette, suret-i sirete,

Başkaca nasıl oyalanır insan, acaba sence?

Beşerin üstlendiği tüm bir mihnette,

Bilesin, mesele devralınan tiynette.

Aydın AKDENİZ